Evet yazılarımda, yorumlarımda her nekadar geyikten öte bir şey olmasa da ara sıra kafam atıyor iyice ve duramayıp ciddi şeyler paylaşma girişiminde bulunuyorum. İşte yine kafamın attığı bir an ve artık burada yazmadan edemeyeceğim. Son terör olayları ve kaybettiğimiz çok kıymetli(!!!) (birazdan neden vurguladığımı ve parantez içi ünlem koyduğuma değineceğim) Şehitlerimizin ardından ortaya öyle görüntüler, öyle rezillikler çıktı ki gerçekten içler acısıydı bir çok şey. Hain Saldırı nın olduğu gecenin sabahında saat 8 - 8:30 civarında kalktığımda Skytürk denk geldi T.V. de açtım izliyorum. Spiker konuşuyor ama hemen hemen şu cümlelere yakın bir şekilde; "Terör Örgütü hain bir saldırı daha yaptı. Sevgili izleyiciler bu hain saldırıdan sonra hükümetten herhangi bir ses henüz yok. Hala uykudalar ve herhangi bir hareketlilik yok. Hükümet neden hala bir açıklama yapmadı?? Neden hala hehangi bir şekilde hareketlilik yok?? Neden şöyle yapmıyor? neden böyle yapmıyor? Hala bilgi almak için bile bir girişimde bulunmadı hükümet yetkilileri? Hükümet neden bu kadar duyarsız…" Cümleler bu şekilde kendini tekrarlaya tekrarlaya gidiyor… Eeee nerede haber?? Ne saldırısı? Ne olmuş? Nerede olmuş? Şehit vermiş miyiz?? Varsa kaç Şehit vermişiz? Ve bir sürü soru daha… Bu spikere hakverenleriniz illa ki vardır, verilebilir de. Ama konu bu değil. Pek çok insan Pazar olması sebebiyle ya o saatlerde yeni kalktı ya da hala uykuda. Yani olaylardan neredeyse "Bi Haber" ve sayın Medya Kanalımız fırsat bu fırsat deyip haberi, olayları, kayıplarımızı kenara koymuş "Maden Bulduk İşleyelim" mantığıyla hükümete niye bunu yapmıyor niye şunu yapmıyor şeklinde yüklenmekteydi ve 1 saat özellikle bekledim acaba ne zaman habere dönecekler, baktım dönen olmadı başka kanaldan haberi ayrıntılı olarak öğrendim. Bununla da kalmadı ilerleyen saatlerde ardı ardına Parti Liderleri önce baş sağlığı dileyip hemen ardından da Hükümeti Topa tutmaya başladılar. Günün ilerleyen saatlerinde yine benzer durumlar farklı kişilerden de geldi. O kadar ki Spor yazarımız(!) Kazım KANAT, Galatasaray T.D.ü Feldkamp'a maç sonunda mikrofonlara "Başı Sağolsun Ülkenin" demedi diye(!) "Asıl terrorist, asıl pkk lı bu adam" demekten çekinmedi bile. Pazartesi günü geldi ve hemen her radyoda yas vardı, T.V.ler hep yas(!) havasındaydı. Tüm ülke şehitlerimiz için birlik beraberlik görüntüsü içindeydi ve hala da bu görüntüler artıyor. Pek çok kişi bir anda beyninden vurulmuş olduğunu, çok ama çok üzüldüğünü söylüyor. Ama bu üzüntüde bir yanlışlık söz konusu. Acaba bu 12 şehit aynı anda öldürülmüş olmasaydı 3 ay içinde ayrı ayrı zamanlarda şehit olsalardı acaba ne kadar üzülürdük? Operasyonlar devam ediyor ve daha bi kaç gün önce 4 şehit daha verdik buna rağmen hala sadece bu 12 şehitimizden bahsediyor, onları anıyoruz. Evet bu soru cidden can sıkıcı cevaplar getirebilir. Bilemiyorum… "Acaba bu 12 şehit aynı anda öldürülmüş olmasaydı 3 ay içinde ayrı ayrı zamanlarda şehit olsalardı acaba ne kadar üzülürdük" Tamam vatanı tehdit eden, milletimizi tehdit eden bir durum örgüt var bu olayın arkasında ve tepki gösterilmesi gerekli ama bu olaylar bir kenara, bu terror örgütüne biz 30 bin can 30 bin şehit verdik, akşam haberlerinde yer aldığında evimizde oturup küfrettik bu örgüte, gündemden düştüğü zaman da unutup gittik( ben de dahil)… ozamanlar şu an tepkili olanlar(bende dahilim) neredeydik? Veya ne bileyim bir sürü sebep öne sürebilirsiniz. Ama "İrticaaaaaaa, İrticaaaaaaaaaa", "Ülke elden gidiyorrrrrr" söylemleriyle "halkın tepkisini ortaya koyabilmesi, birlik olup Ülkeyi tehdit eden irtica tehlikesine karşı Cumhuriyetimizi korumak" söylemi / dayanağı ile dört bir yanda yürüyüşler düzenleyen Dernek, Vakıf v.s. ozamanda oradaydı ve bu kuruluşların başında yönetiminde karar merciilerinde o zaman da duyarlılığı olan, kültürlü, ÇAĞDAŞ insanlar bulunuyordu. Eeee madem "Ülkeyi, Cumhuriyeti, Milletimizin geleceğini" koruma kaygısındalar, Neden o dönemlerde teröre lanet yürüyüşleri, daha etkin ve daha PROFESYONEL bir terörle mücadele için tepkiler ortaya koyulmadı, eylemler yapılmadı??? O zamanlar başkaydı, şartlar, sunlar, bunlar diyorsak çok daha yakın zamana gidelim… Hrant Dink cinayetinden hemen sonra herkes ayaklandı bir sürü tepki yürüyüşü oldu, "Hepimiz Hrant ız Hepimiz ermeniyiz"(Tövbe Tövbeee :S )denildi durdu. Bir Papaz öldürüldü hemen yine benzer söylemlerle toplanıldı yürüyüşler, tepkiler oldu. Peki o dönemde Hiç mi şehit vermedik terör örgütüne??? O sıralarda şehit olan 1 tek askerin bile adını ezberinden söyleyebilecek kaç kişi tanıyorsunuz??(ben tanımıyorum, kendim bile bilmiyorum isimlerini) 12 askerimizin şehit olmasından önce hatırlayın yakın zamanda kaç şehit verdik teröre!!! 12 askerin şehit olması bardağı taşırdı değil mi?? peki neden illa bardağın dolmasını bekledik de bu bahsettiğim iki olayda bardak felan yoktu??? Neden on binlerce insanın Şehit edilmesinin, bir siyasi, ideolojik, dini, maddi kaygı kadar değeri yok??? "1 Ermeni öldü hepimiz ermeni olduk, 1 Hristiyan öldü hepimiz hristiyan olduk, 30 bin asker öldü hangimiz mehmet olduk???" İşte bunları düşününce yazımın başındaki "kıymetli(!!!)" lafı daha da manasını buluyor. Şu an ve her zaman birliğe ihtiyacımız var. Bundan sonra değişir mi her şey yoksa yine bu olaylar satır aralarına girmeye başlar, manşetten düşer ve biz kendi içimizde birbirimizi yemeye devam mi ederiz?? zaman gösterecek bakalım neler olacak…
31 Ekim 2007 Çarşamba
Çok KIYMETLİ kayıplarımız...
Gönderen OmAr zaman: 20:45 3 yorum
Etiketler: bahane, birlik beraberlik, duyarlılık, duyarsızlık, eylem, klişe, malzeme, medya, protesto, tepki, Terör, şehit
30 Ekim 2007 Salı
Sokak Lambalarının Dramı...
Evet kesinlikle başlıktaki gibi bu durum çok büyük ve hep gözardı edilmiş bir dram... Bir önceki konuda bahsettiğim Sayfacıbaşı'nın;
"Kötü yola düşen kadınlara sokak kadını derler. Şimdi durum belki manidar gibi, hani evi yani bi' yuvası yokmuş, o bakımdan sokak kadını demişler gibi açıklanabilir. Peki sokak lambalarının ne günahı var? Onlara "Sokak lambası" yakıştırması yaparak haklarına girmiş olmuyor muyuz?"
sorusu hep göz ardı edilen bir ayrıntıyı gözler önüne sermeme neden oldu. Aslında sorunun cevabı gayet açık ve sorunun içersinde cevabın kendisi bulunuyor. "Evi, barkı, yuvası olmadığından yola çıkılarak Sokak Kadını denilmiş olabilir" cümlesinde de bahsi geçen kadınlarla Sokak Lambalarının bu açıdan ortak yönü çoktur. Yani tıpkı bu kadınlar gibi "Sokak Lambaları"nın da bir evi, yurdu, yuvası yoktur. Her zaman, her şeye rağmen sokaklardadırlar. Ne bir yere gider ne de ayrılırlar sokaklardan. Peki bu yakıştırmayı yaparak onların hakklarına girmiş olur muyuz bilemem ama buna gelene kadar aslında türlü yönden haklarına girdiğimiz gün gibi ortada. Hepimiz o lambaların ışığında geceleri yürürüz, yeri gelir arkadaşlarımızla, yeri gelir ailemizle, eşimizle dostumuzla. Onlar ise hep yalnız olarak dururlar orda. Bu durumda haklarına girmiyoruz da ne yapıyoruz. Ayrıca bu güne kadar onları hep kullandık, onlardan faydalandık ama bir kez şefkat göstermedik. Sorarım hanginiz bir sokak lambasına sarılıp da sırtını okşadı?? Hanginiz bir gün gidip de halini hatrını, ihtiyacı olup olmadığını sordu?? Sorarım size bunları yapmak bir kenara, patladığında, çalışmadığında hemen görevliler aracılığı ile kenara, çöpe atılıp yenisi ile değiştirilmediler mi bu lambalar?? Hatta şefkatimizi, ilgimizi, sevgimizi o kadar esirgedik ki bu dediklerimi yapmak bir yana bozuldu diye çöpe atılırken bile kendimiz tenezzül etmeyip devletin görevlilerinin yapması için beklemedik mi? Hangimiz gidip kendi elleri ile düzeltmeye çalıştı?? Olsa olsa tekme atarak düzeltmeyi denemişizdir.
Evet daha bunun gibi onlarca hatamız, yanlışımız olmuştur "Sokak Lambaları"na. Son olarak sorarım Sayfacıbaşı sana;
"Bu kadar yaptığımız şeyin karşılığında bu "Lambalar"ın ne düşündüklerini, ne yaşadıklarını düşünmeyip verdiğimiz isimlerine kafamızı yormamız ne kadar doğru???"
Ve gelin bu gün yeni bir kampanya başlatalım. Herkes kapısının önündeki bir "Sokak Lamba"sına sarılsın ve bundan böyle onlara göstereceğimiz sevgi ve şevkatle, sık sık onlara sarılarak ne kadar kıymetli olduklarını hissettirelim.
Gönderen OmAr zaman: 06:11 9 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Alaka, Dram, İlgi, Lamba, merak, merak etmek, Sefkat, Sevgi, Sokak, Sokak lambası, Özveri
Merak Etmişler de...
Blog yazmaya ilk olarak yaklaşık 4 ay önce 23 Temmuzda "Merak Ettim de" diyerek yazdığım bir yazı ile başladım. O sıralarda bir kaç arkadaşımın içinde yer etmiş ve acilen cevaplanması gereken sorularına elimden geldiğince cevap bulmaya çalışmıştım. O sorulardan bir kısmını ise diğerleri kadar aciliyeti olduğu kanısında olmadığım için daha sonra cevaplarım diye bırakmıştım. Artık onların da bir an önce cevaplanması ve soruların merakların giderilmesi gerektiğini düşünüp cevapları aramaya koyuldum tekrardan. Ben bu soruları birer birer olabildğince çabuk cevaplayadurayım sizde neymiş bu sorular bi bakın hatta varsa cevaplarınızı burad yazın, gayet memnun kalır soru sahipler ve tabi ki de ben (((((:
1- Sayfacıbaşı sordu ki;
"Bilmem ki nasıl desem...
Mesela kötü yola düşen kadınlara sokak kadını derler. Şimdi durum belki manidar gibi, hani evi yani bi' yuvası yokmuş, o bakımdan sokak kadını demişler gibi açıklanabilir. Peki sokak lambalarının ne günahı var? Onlara "Sokak lambası" yakıştırması yaparak haklarına girmiş olmuyor muyuz?"
2 - yağmur sordu ki;
"Bende hem ağlarım,hem giderim mantığını anlayamayanlardanım.E be kardeşim sen değil miydin evlenmek için can atan,bütün hazırlıkları yapan,kimi zaman evdekilerle aran bozulunca o evden kurtulmak isteyen değil miydin ???hadi gidiosun anladıkta neden ağlıosun:Dbu konuyu aydınlatırsanız:D"
3- ramses sordu ki;
"Şincik benimde merak ettiğim bişe var; hani oluyor ya işte koskoca bir şehirde bir mağazadasın ve oh ne rahatım keşke bugün canımı sıkcak biriyle karşılaşmasam dersin ama o anda tam karşından nasıl bi tesadüfse o koca şehirde asla karşılaşmak istemediğin kişiyle yüz yüze gelirsin?? ya da nasıl olurda tam en çok sevdiğim müziği dinlerken ya elektirkler kesilir ya da sevgili anneciğim elektirkli süpergeyi çalıştırır? :P (çok mu paranoyağım yoksa Omar abi xD ) hadi abi bu meraktan pazıl olmuş kafayı bi açıklığa kavuştur bakim :P"
İşte bu gayet aciliyeti olan ve çözülmesi muklat suretle gerekli olan soruları teker teker çözüme kavuşturmaya çalışacağım önümüzdeki bir kaç gün içinde, tabi sizlerinde yardımı olursa çok makbule geçer bilesiniz ((((:
Gönderen OmAr zaman: 05:51 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
19 Ekim 2007 Cuma
Blogda Gün Vaaarrrrrr... Açıklamasıyla Birlikte ((:
Arkadaşlar selamlar...
Ha bugün ayrıntılarını yazdım günün ha yarın darken olay artık magazin programlarındaki “Azzzzzzzz Sonra”lar gibi baygınlık vermeye başlamışken, Açıklamalar ile karşınızdayım :P
Daha önceki yazımda da söylediğim gibi bu gün etkinliği için 7 kişiyiz
Aslı
Merve
Mustafa Can
Ömer
Tuğba
Yağmur
Yasin
Blogumuzun adı:
www.bloggunu.com , ayrıca http://blogdagun.blogspot.com adresine girerseniz otomatik olarak www.bloggunu.com a yönleneceksiniz...
Eveeet... Sistemimiz temelde haftada bir gün(Cumartesi günü) birimizin blogu hakkında yazı yazılması üzerine. Yani haftada bir gün günümüz olacak çay içmeye birine gideceğiz, altın olarak da bloglarımızda yazacağımız yazıları götüreceğiz :P
Ancak bununla sınırlı kalmayacak. Bir sure sonra çeşitli Fikirler, Etkinlikler v.b. ile de bu fikir çeşitlenecek. Bu fikir zamanla tam olarak oturduğunda 7 kişi ile de sınırlı kalmayacak. Ama tabi ki bu 7 kişinin “Gıymeti :P” ayrı olacak :P :P… Kısaca git gide genişleyecek bu “Blog Gün”ümüz, çok daha aktif kullanılacak, Pek çok yeni fikre de öncülük edecek.
Sizlerin de fikirlerinize, tavsiyelerinize, eleştirilerinize her daim açığız. Haydi bakalım Hayırlı olsun ((((:
“Eyyyyynnnnn Gomşulaaaaaa Blogda Gün Vamııışşşşş…” :P:P
Gönderen OmAr zaman: 15:00 18 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
11 Ekim 2007 Perşembe
Blogda Gün Vaaaarrr!!!
İşte bir süre önce bahsettiğim fikrimi, projeyi hayata geçirmeye doğru adımlar atıldı ve kısmet olursa bayram sonrası 8 arkadaşım ile 9 kişilik bir Altın Günü namı diğer Blog Günü yapmaya başlıyoruz. Hafta başında genişçe bir açıklama ile burada ve www.bloggunu.com da olacağız. Şimdilik Logomuz ile sizi baş başa bırakıyoruz (((((((:
Mim Furyası,Sezon - 1 / Bölüm - 3; 0(sıfır)’dan başlıyalım mı ?
Eveeet... Mim, Mim, Mim... Bu gidişle blogun ismini "Mimlendim de" diye değiştirmem gerekecek... Ama olsun "Kıymet Verip" mimliyorlar beni, bu durumdan, Mimlenmekten gayet memnunum (((:
Bir önceki mimde de olduğu gibi "iki taraftan" mimlenmiş bulunuyorum. Biri sevdiğim kıymetli bir arkadaşım olan Tugba Tuncer diğeri ise 3 bloglu ve özellikle siyasi yazılar paylaştığı Bu Blogu'nu çok sevdiğim Pucca . Mimi başlatan kişi Tugba'dan öğrenelim konumuzu...
Evet benim de hayalim, ne kadar mümkünatı vardır, ne kadar ciddiye alırsınız bilmiyorum ama CUMHURBAŞKANI olmak kafamda yatan, hayalden de öte, cidden kafamda çizmeyi planladığım bir yol. Hem de 16. Cumhurbaşkanı olmak gibi bir hedef de koyuyorum önüme ((: Bakalım Yıllar sonra "Bir zamanlar hayal olarak demiştim, şimdi gerçekten Cumhurbaşkanı'yım" diyebilecekmiyim uzuuuuuuuuunn yıllar sonra göreceğiz :P :P :P
Sıradaki "0(sıfır)’dan başlıyalım mı ?" diyecek kişi PINAR olsun da görelim neler çıkacak ondan da (((:
Gönderen OmAr zaman: 04:13 13 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: 16, cumhurbaşkanlığı, hayal, mim, sıfırdan başlamak, yıllar sonra, yıllar önce
08 Ekim 2007 Pazartesi
Mim Furyası,Sezon - 1 / Bölüm-2; Çıldırtan Detaylar...
Mim dediğimiz, ama aslında Paslaşmak ya da Sobelemek denilse daha bi manasına uygun olacak "Etkinlik" Dilék vesilesiyle blooguma yeniden konu oldu. Tabi bu sefer farklı bir konumuz var. "Çıldırtan Detaylar"... "Mim Etkinliği" nedir ne değildir, bilindiğinin aksine nasıl bir gaye yatar altında, niyet aslında nedir??? sorularını büyük bir titizlikle "Mim mi?? O da Ne Ola ki??" başlığı altında açıklamıştım. O sebeple direkt olarak Çıldırtan Detaylarıma geçeyim...
- Aşırı derece de ayrıntıcı birisi olarak, ayrıntıya önem verilmemiş olmasına çok bozulurum. Zira hiç bir şey yüzeysel olmamalı, tüm ayrıntılar olabildiğince düşünülmeli...
- Benim gayet bilgi sahibi olduğum bir konuda, birisi gelip de bana hiç bir şey sormadan, bilip bilmediğimi öğrenmeden bilmiyor muamelesi yapıp kırk saat beni bilgilendirmeye(!) çalışırsa boğasım gelir... ((:
- Bir defa söylendiğinde yeterli olacak bir şeyin kırk defa söylenmesi...
- Karşısındakinin kim olduğunu bilmeden, sadece "Nick"ini bildiği kişiler hakkında ileri geri yorumlar yapan "İnternet Kullanıcıları"na...
- Göya Modifiyeli Doğan, Şahin arabalarla sabahın 3'ünde - 4'ünde apartmanın önündeki caddeden motoru boğa boğa geçen "İnsan Evlatları"na...
.
.
.
Daha uzuyor, acayip derecede "kıl" biri olmam sebebiyle çıldırtan konu çooook ((: neyse ama şimdilik yeterli bu kadarı...
Hah son olarak da;
MERAK ETMEYENLERE KIL OLUYORUM :P
Bu "Mim"i başkasına paslamak istemiyorum zira bir çok kişiyi gezmiş bir "Mim" ve daha da uzamasın diye düşündüm((:
Ayrıca ufak bir haber vereyim, "Mim" olaylarına biraz farklı bir boyut getirmek amacıyla 1 haftaya kadar çok değişik bir "Etkinlik"e girişeceğim, bir kaç blog yazarı yakın arkadaşımla. Yenilemek lazım bazen bazı şeyleri değil mi...(((:
Gönderen OmAr zaman: 05:44 5 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: cinayete sebebiyet vermek, cinnet geçirmek, detay, merak, merak etmek, mim, nevri dönmek, psikopatlığa sürüklenmek, tak ettiği an, uzayıp gider, çıldırmak, çıldırtmak
04 Ekim 2007 Perşembe
Önce Alışveriş, Nerede "FİŞ"??
Yaklaşık 2 haftadır kafamda dönen, bir türlü "Cehaletim ortaya çıkmasın" diyerek kimselere soramadığım, susup içime attığım bir merakla yanıp tutuşuyorum. Ancak artık "Merakım"ın ağır basması sebebiyle buradan sizlere sorup "Cehaletim"i gidermenizi rica ediyorum...
Akranlarım ve büyüklerim gayet iyi hatırlar. Bir zamanlar "Devlet"in başlattığı ve halkı bilinçlendirme konusunda gayet amacına uygun bir reklam serisi vardı. "Önce Alışveriş, Sonra Fiş" sloganıyla alışverişlerde kayıt dışının azalması, halkın bu konuda bilinçlenmesi için türlü türlü reklamlar yapılmış ve büyük ölçüde amaca ulaşılmıştı. Şahsen ben o reklamalrdan sonra sakız için bile fiş ister olmuştum...
Tabi zaman değişti, teknoloji ilerledi...Paranın yerini Kredi Kartları aldı. Şimdilerde ise son moda"Garanti trink"...Reklamlarını sık sık görüyoruz, güzel ve işlevli bir uygulama(mı acaba??)... Yalnız benim kafam "Başlık"tan da anlaşılacağı üzere farklı bir noktaya takıldı. Tam olarak şu şekilde;
"Reklamlarında eleman geliyor,trink okutuyor( ki kasıla kasıla, kasiyeri iplemez, muhattap olmaz bir halde) basıp gidiyor.
Eeeee hani "Fiş"???
Kardeşim bizim ülkemizde yıllarca çalışıldı uğraşıldı bilinçlensin diye millet, hatta 4-5 ay öncesinde kampanya başlatıldı Maliye bünyesinde "100 fatura ve ya Fiş getirene çekilişle Laptop" şeklinde. Eeee bu reklamdan sonra gayet "Özenti"liğe yatkın bir ülke olarak, "Şekilcilik" adına fişi umursamadan reklamlardaki gibi basıp giden sayısı bir hayli olacaktır.
Kimse sakın, "Ya o reklamın amacı farklı, hem orda fiş aldığını görse ne olur görmezse ne olur, orada fiş almadı diye biz de fiş almamazlık edecek değiliz ya, o kadar da aklımız çalışıyor" demesin. Diyen varsa, onlara öncelikle "Thank you for smoking / Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler" i izlemelerini (özellikle de Hollywood filmlerinde ufak ayrıntılarda yer alma karşılığında ödenen tonla para ile ilgili kısmını) , biraz da psikoloji incelemesi yapmalarını tavsiye ederim. Nasıl dizilerdeki silahlı kişiler, halkımızı "Delikanlılık" ayağına maganda haline rahatça getirebiliyorsa, bu tarz reklamlarda "Duyarlılığı", "Bilinçli Kişi" sayısını hızla azaltıyor, farkında bile değiliz... Magazin programlarını, sabah programlarını bizleri yozlaştırdığını söyleyerek protesto eden (ve ya ediyormuş gibi davranan) bizler, biraz da reklamları irdelesek nasıl olur acaba...???
Not: Belki belirli bir sistem gereği fişsiz alışveriş yapılıyordur bu "Trink" ile diye düşünüyorum, en azından bir umut diyerek... Lütfen bu konuda;
Gönderen OmAr zaman: 02:46 9 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Biri Beni Aydınlatsın, Bonus, Cehalet, Fiş, Garanti, Kampanya, Kredi Kartı, merak, merak etmek, Reklam, Trink, Vergi
